Mutluluk nedir?
- Ben kendime gerekliyim

- 13 Oca 2021
- 3 dakikada okunur
Uzaklara daldı gitti gözlerim, Yeliz'in, "Kim bilir" şarkısını dinlerken..
Kimimizi bir yemek kokusu, kimimizi uzaklardan gelen bir parfüm, kimimizi bir resim, beni de bu nağmeler aldı götürdü. Hatıralarımın koynuna..
70'li senelerin sonu olsa gerek, çünkü küçüktüm.. Bir pazar günüydü, babam ve abimler evde olduğuna göre.. Radyo çok dinlenirdi evimizde, müziğin duyulmadığı an annem söylenirdi, evimize matem havası düştü diye.. Müzik ruhumuzun gıdasıydı..

Tablom, haziran 2020
Yeliz, Esmeray, Senay, Sezen Aksu'nun yeni yeni tanınmaya başladıkları senelerdi. İyi hatırlıyorum. Cünkü evimizin arkasındaki bahçede, arkadaşımla beraber, bakkal hanım teyzeyi, deli edipte, bizi kovalayana kadar, şarkı söylerdik. Özellikle de Senay'in "Hayat bayram olsa" diye bir şarkısı vardi. Bayağı bir eskitmiştik o şarkıyı, söyleye söyleye.. Mutluydum sanırım, avazım çıktığı kadar bağırırken..
Sanıyorum dedim, evet dedim, çünkü senelerdir sorarım kendime:
-Mutluluk nedir?
-Anlık ya da uzun süreli midir?
-Nasıl elde edilir?
-Huzur ve mutluluk arasındaki bağlantı nedir?
-Kolayca elde edilseydi, bu kadar acıklı, ümitsiz şarkılar yazılabilir miydi?
Annem'in, hayatini, geçmişte olanlari, aile fertlerimizin akibetlerini dinlerken.. Acaba, annem acıklı hikayeleremi tutkun, diye geçerdi aklımdan.. Kökleri uzun ve çok kuvvetli aile ağacımdan olan, büyüklerimin başlarına gelenler beni çok etkilediği için, roman okurcasına, hayret ve ilgi ile dinlerdim.. O zamanlar, kendi hayatimin nasıl bir sekil alacağından habersiz, kendime paylar çıkarırdım.
Evin hayatta olan 1inci çocuğuyla 21 yas, 5inci ve son çocuğu ile ise aramızda 9 yas fark var.
Ben davetsiz, hatta farkedildiğimde 5 aylık olmam sonucu, doktorun çok geç kalmışsınız, artık olmaz diyerek, almayı ret ettiği bir bebek olarak dünyaya gelmişim.
Annem; hamileliğini yaşının 40 üstünde, en büyük abimin asker ve nişanlı olmasının verdiği utançla, bayağı bir süre saklamış. Yani 5 ay ben ondan, 4-5 ayda annem beni çevreden saklamış.
-Millet ne der? Elalem dedikodu yapar, bize yakışmaz! Diyerek kendini şartlamış olan annemin, böyle bir strateji izlemesini duyduğumda, pek şaşırmadım.
Ama ağabeyimin, askerden aniden izinli gelip, beni görmesi sonucu, ağabeyime, komşunun kızı diye tanıştırması.. Etrafımdakileri hep güldürmüş, beni ise düşündürmüştür..
Nedense, milletin ne diyeceği pek umurumda olmadı sonraları.. Zaten pek gerekte olmadı, yerime düşünenler her zaman oldu hayatımda..
Ta ki, kendime ait olan hayatimin iplerini elime alana kadar.
Tabii ki zor oldu, hem de çok zor. Uzun seneler sürdü.
Sorunun kaynağını bulmak, bu kaynağın ben olmadığının farkına varabilmek, bulunduğum durumun kurbanının, tek ben olmadığını farkedebilmek..
"Kendim umurumda değilim, sevdiklerime zarar gelmesin, en azından onları koruyorum!" diye kendimi avuturken, içinde bulunduğum duruma, ne kadar yanlış bir yerden baktığımı görene kadar sürdü..
Yapayalnızlığım, gururum.. "Kan kusacaksın, kızılcık şerbeti içtim! diyeceksin" diyen annemin telkinleri. Kendisinin annesinden, annesinin de anneannesinden aldığı, ve zamanında hiç memnun kalmadığı halde, bana da verdiği eğitimden yakamı kurtarabilmem, çok zor oldu.
Aramızdaki büyük yas farkının getirdiği uzaklığı, hiçbir zaman aşamadım kardeşlerimle.. Annem ve babamla dışarı çıktığımızda, torunları sanılıyordum. Büyük abimle ise, kızı olduğum düşünülüyordu.. Yeğenlerimle aramdaki yas farkı çok daha azdı.. Hep yalnızdım.
Hiç küçülemeden, hep büyüdüm ben, ailemin yaş ortalamasına uydurulmak istenirken..
Ilk görücüm, 11,5 yaşımda iken, annem ve babamla gittiğimiz kaplıcalarda ki tuttuğumuz eve geldi. Hayatimizin sokunu yaşamıştık, görücülerimle.. Kaçacak yerde yoktu, küçük daire içerisinde, babam durumu anladığında gülmeye başlamış ve yaşımın küçük olduğunu söylemişti kibarca.. Onlar da bunun sorun olmayacağını, tek oğullarına eş, kendilerine de çok istedikleri kızları olacağımı söylemişlerdi. Bağrımıza basar büyütürüz, olgunlaşır dediklerinde..
Ertesi sabah, kaldıkları odaları boşalmıştı. İnsanlar saygılıydılar.. Evlilik yaşı 18 olarak bilinirdi, kentlerde.
Aslında çok romantik ve anaç olan annemin, eski hatıraları anlatarak, yasaklayarak, korkutarak üzerimde kurduğu baskısı..
Babamın, beni kafamı kullanmaya iten,
-Bir gün, bak başıma ne geldi! Diyerek anlatmaya başladığı, hatıralarından, tecrübelerinden oluşan "yaşanmış hikâyeleri", sonunda bana
-Anlattıklarımdan ne dersini çıkardın? Sorusuna cevabımla coşan, sohbetlerimiz.. Kulağına küpe olsun diye bitirdiği her hikâyeden, elimin yatkın olduğunu görünce, koluna bilezik olur, diyerek öğrettiği el becerileri; tamiratlar, çiçeklerle ilgilenme, duvar sıvama, boya..
Hayatim boyunca işime yaramadılar diyemeyeceğim..
Çünkü, başıma gelen zor durumlarda, pusulam oldular.
Yönümü bulmama yardımcı oldular, çaresizliklerle dolu, sonsuz yalnızlığımda..
Seneler geçti. Ve bir gün, yaşadığımız durumlar yavaş yavaş, beni kaçınılmaz noktaya sürüklediler. Ailemizde, ilklere imza attim..
İşin ilginç tarafı; daha sonraları, bu kararı çok daha önce almayı başarabilseydim, şimdi hayatımda çok önemli yeri olanların, kendi hayatlarındaki basari oranları, daha yüksek olabilirdi diye düşündüğüm bile oldu.
Maalesef, sadece ileri gitme şansımız var. Su "anda" aldığım nefes bile, o kısacık "an" sonucu, geçmişime dahil oluyor.
Hayatimi, geriye baktığımda, pişmanlık duymayacağım kararlar almaya, doğru secimler yapmaya çalışarak geçirdim.
Bugün, aldığım kararların, yaptığım seçimlerin arkasındayım. Pişmanlık duymuyorum, çünkü başka türlü yapabilme şansına sahip değildim. Aldığım eğitimin, kabullendiğim kısmına dayanarak hareket ettim.
18inci doğum günümde kaybettiğim babamın da dediği gibi:
"Her seye rağmen, başım dimdik, ayakta kaldıysam, doğru yol üzerindeyim!" .



Yorumlar